"Asl Pls" ve Bugün

4 Eki 2009 In: Köşe Yazılarım

Neydi bize geçmişin özlemini her gün hatırlatan ve hiç durmadan bu baskıyı üzerimizden eksik etmeyen?  Kaybettiklerimiz ya da unutulmaya yüz tutmuş değerlerimiz miydi? Tüm bu soruların cevaplarını bilenlerimiz vardır ancak bu değerlerin farkına varmayıp her geçen gün bunlardan uzaklaşanlarımızda.

Teknolojinin kontrolünde bir hayata tutsak olmuşuz ve ne acı ki olmaya mahkum bırakılmışız. İnternetin Türkiye’de yeni yayılmaya başladığı zamanlarda chat ortamlarda sıkça kullanılan masum bir başlangıç cümlesi vardı, “asl pls” evet aynen bende sizin gibi düşünüyordum bu ne anlama geliyordu ve niye bu kelimelerle söze başlanıyordu. Chat ortamlarında kısaltmalar ve yabancı sözlüklerin Türkçemizi hızla kirletmeye başladığı günlerde adın,yaşın,cinsiyetin sorusu “asl pls” diyerek dile getirmeye başlanıyordu.

Masum gibi görünen iki kelimeyle başlanan ve sonunun nereye gidebileceği düşünülmeyen  yozlaştırma, hissizleştirme ve teknolojik mahkumiyet bugün bizi bir çok değerimizden mahrum bırakıyor ve gün geçtikçe bu mahkumiyet hayatımızın her alanına yayılıyor.

Teknoloji, bizlerin ihtiyaçlarını ve zamanını en verimli şekilde kullanmamıza şüphesiz ki büyük kolaylık sağlıyor ancak bu bizim değerlerimizi unutacağımız anlamına gelmiyor. Bayramlarda büyüklerimizi ziyaret etmek yerine SMS atıldığı bir dönemde, arkadaşlarımızla buluşup hoşça vakit geçirmek yerine MSN ile ya da 3G ile görüntülü konuşmayı tercih ettiğimizde bu asosyal yaşam bizleri kendi sınırları içerisine hapsetmeye başlıyor demektir.

Peki bu mahkumiyet neden ?

Cevabı çok basit, bizleri teknolojik ürünleri kullanmaya bankalar, alışveriş merkezleri vb. alt unsurlar ile yapay bir çevre oluşturup kendi ürünlerini kullanmaya mecbur bırakıyorlar. Neden yozlaştık bu kadar ?

Dilimizi, sevgimizi,saygımızı neden bu kadar yozlaştırdık ?

Kendi işimizi hızlandırmak ve kolaylaştırmak için ürettiğimiz teknoloji gün geldi ki bizleri esiri haline getirdi. Onsuz bir yaşam düşünemez olduk. Bu süreç her geçen gün öyle hızlı gelişiyor ki biraz geride kalmanız, sizi birçok unsurdan mahrum kalmanıza sebep oluyor.

Her şey iki kelimeyle başladı demiştim, şimdi o kelimeden doğan ve insanların tüm zamanını bilgisayar başında gerçek sandıkları dostlarıyla sohbet edip hoşça vakit geçirdiklerini düşünmeleri aslında o iki kelimenin Türkçemize, geleneklerimize ve kişisel gelişimimize ne kadar negatif bir etki yaptığı gün geçtikçe etkisini ortaya çıkarıyor.

Artık dostlarımızı aramak yerine neler yaptığını twitter ile öğreniyorsak, onlarla görüşüp birlikte planlar yapıp bol bol fotoğraf çektirmek yerine facebookta cep telefonuyla çektiğimiz resimlerimizi yayınlıyorsak ve herkesin kendini ulaşılmaz, önemli bir şahsiyet sandığını ve bu egonun dışına çıkamadığını görüyorsak,  amerikan filmlerinde izlediğimiz uçuk kaçık olayların ülkemizde ve gözümüzün önünde yaşandığını görebiliyorsak bu demektir ki kan kaybediyoruz ve gün geçtikçe yozlaşıyoruz ,yozlaştırılıyoruz.

Biliyorum, aramızda benim gibi düşünmeyenlerde olacaktır. Teknolojinin pozitif yönlerini televizyon reklamlarından görüp onlara inanlar olacaktır. Peki ya negatif yönleri, bunları hiç düşündünüz mü ?

O zaman biraz özeleştiri yapma zamanı! Günlük işlerinizi bilgisayar başında olmadan ne kadar verimli gerçekleştirebilirsiniz? Arkadaşlarınızı, dostlarınız hakkındaki gelişmelere teknoloji olmadan nasıl ulaşabilirsiniz? Bunları düşündüğümüzde günümüz şartlarında pek mümkün olacağını sanmıyorum.

Teknolojinin güzelliklerinden yararlanalım, pozitif yönde kullanalım ama bizi biz yapan değerlerimizi unutmayalım. Biz insanız, yüz yüze görüşmek, sohbet etmek ve aynı havayı teneffüs etmek isteriz. Bırakın tüm iletişim araçlarını kısa bir süre içinde olsa çıkın gerçek dostlarınızla görüşün.Tabi gerçek dostunuz kaldıysa ! İnternette tanışıp aynı ortamda bulunmadığınız, aynı yemeği yemediğiniz,birlikte gülmediğiniz,ağlamadığınız dost sandığınız kişiler sanal dünyada kalsın.

Kısa bir süre de olsa gerçeklerle yüzleşin, gerçek dünyada, gerçek problemlerle yüzleşin. Sizi siz yapan değerlerinizi unutmayın hem de ölünceye dek. Her canlı gibi ölümü tadacağımız günde cenazeniz sanal dünyada değil, fark etmediğiniz ama içinde yaşadığımız dünyada kalkacak ve sizi sevenler tarafından. Yarını kurtarmak bugünden başlar, bugün hep birlikte bir adım atalım, gelecek için, insanlık için ve yarınlarımız için Türkçemizi doğru kullanalım, değerlerimize sahip çıkalım.

 

 

Digg It!DZone It!StumbleUponTechnoratiRedditDel.icio.usNewsVineFurlBlinkList

Sahte Kahramanlar

13 Haz 2009 In: Köşe Yazılarım


Günümüzde son zamanlarda en çok gördüğüm ve tanık olduğum rant kavgası belki de ülkemizde ileriye dönük ve global bir alana yayılabilecek projelerin ve fikirlerin ortaya çıkmasını engelliyor.

 Ülkemizde ne yazık ki her alanda olduğu gibi yazılım alanında da tekelleşmeye giden bir yol izleniyor. Hem de öyle bir tekelleşme ki birilerinin kuyruğuna bastığınızda önünüzü tıkamak için her türlü oyun oynanabiliyor. Etrafında kendinden bilgice ve çevre bakımından daha zayıf kişilerden aldığı güçlerle gelecek vadeden birçok kişinin önü kesilebiliyor.


Peki Neden ?


Bunun birçok sebebi olabilir. Acaba koltuk sevdası desek ne kadar isabet etmiş oluruz. Ego tatmini, kendinin övüleceği ve onu övebilecek kişilerden oluşan gruplarda ve topluluklarda yönetici olmak düşünemeyen sadece yönetilmeyi becerebilen insanların başına geçmek belki de onlar için vazgeçemeyecekleri bir tutkudur.


Geçmişini tanımayanın geleceği yoktur !


Bizler nasıl ki Türk olarak geçmişi ve atalarımızı tanıyorsak , onların yaptıklarını biliyorsak, değer veriyorsak aynı şeyler bilişim dünyası için nedense geçmişini tanımayan yazılımcıların olduğu bir ortama doğru sürüklendiğimizi fark ediyorum.


Son günler çok moda olan bir terim olan Lead kelimesini isminin önüne koyanlar koltuklarına sıkı sıkı sarılır hale geldiler. Halbuki onları o mevkiye yükselten insanlar olduğunu unuttular ve mevkinin verdiği sorumluluklar ile insanlar ile aralarına mesafe koymak zorunda kaldıklarını hissettiler.Her alanda görüldüğü gibi her çıkışın bir inişi olacaktır acaba o gün geldiğinde koltuklarıyla birlikte diplere doğru yol alırken yanlarında kimler olacak .


Global bir kuramlıdır bilmiyorum ancak ülkemizde son yıllarda en çok görülen bir hastalıktır yalakalık. Bireysel olarak hiçbir artı yönleri olmayan kişilerin belirli bir mevkiye gelebilmek için üst mevkide kişilere karşı göstermiş oldukları yakınlık sempatizyanı davranışlarının sonuçta vardığı nokta olarak görebiliyoruz. Hangi platform olursa olsun eğitim derecesi ve bulunduğu bölüm önemli olan sayılabilecek bir konumda olsa bile kişisel gelişim yönünden zayıf kalmış kişilerin başvurduğu bir yöntem olarak da adlandırabiliriz. Gerçekten hak edenlerin hak ettiklerini noktalara erişmesinde bu tip kişilerin gölgesinde kalmaları acaba ne kadar adaletli oluyor ? Farklı platformlarda görüyoruz ki daha sonra bu tip kişiler kendi durumlarının farkında olmamaları ya da işlerine öyle geliyor olacak ki adaletin temsilcisi rolünü üstleniyor. Sadece gülüyorum . Smile


Özgün olmak, kendi emekleriyle bir şeyler yapmaya çalışmak , başarmak ya da başaramamak ama elinden geleni yapmak gibi benim için çok önem taşıyan değerlerin kendi çıkarlarını herkesin ve her şeyin üzerinde tutan kişilerin ağzında kirlenmesini istemiyorum.


Üniversite hayatı boyunca hiçbir proje geliştirmemiş sadece bulunduğu ortamın eğlence koşullarını iyi değerlendirmiş kişilerin hayatın gerçekleri karşısındaki çabalamalarını izliyorum ve nedense içimden yardım etmek gelmiyor.Çünkü öyle insanlar görüyorum ki gerçekten emek veriyor,çabalıyor , hayatın bir ucundan tutmaya çalışıyor ama ne yazık ki bulunduğu ortam,okuduğu okul veya diğerleri kadar pohpohlayıcı bir zihniyete sahip olmamasından dolayı istediklerini elde edemiyor.


Gerçek kaybeden kim ?


Eğitimi bittikten sonra iş hayatına atılacak bir öğrenci olarak nitelendirirsek iki ayrı insan tipinden sizce hangisi gerçekten hak ettiklerine ulaşır? Bu sorunun cevabını bende bilmiyorum. Ancak şundan eminim ki rüzgar hangi yönden eserse essin gerçekten bilgiye sahip olanlar hiçbir zaman savrulmayacaklardır. Bu dünya döndükçe onlar her zaman ayakta kalmayı başaracaklardır. Çünkü bu yalakaların ve kendini kahraman gören sahte kahramanların kurdukları bir düzen değil, hayatın gerçekleridir.
Zayıf insanları yönetmek kolaydır. Çünkü yenilgiyi baştan kabul etmişlerdir ve herhangi bir çaba göstermiyorlardır bu da onları gün geçtikçe zayıf kılıyordur. Peki ya bir fiskede savrulup gideceğini düşündüğü insanlar onların şimdiki konumunu daha henüz öğrenciyken elde etmişlerse ne olacak? O zaman yapılacak iş bellidir, ne pahasına olursa olsun bu kişilerin önü kesilecektir.


Hiç kimsenin gücü başarmayı arzulayan ve bu doğrultuda çalışan insanların yolunu değiştirmeye yetmez. Yolundan sapmalara zorlayabilirler ama yönünü iyi biliyorsa onların tüm çabalarını boşa çıkaracaktır.


Aslında olayları farklı açılardan bakacak olursak, temel eğitim öğretim seviyesinden itibaren girişimcilik ve kişilik sahibi olmak adına herhangi bir özverili çalışma yapılmamasından dolayı insanlar kendilerini yanlış yetiştirebiliyor ve hazırcı bir yapıya bürünebiliyorlar. Örnek verecek olursak bir proje yapılması gerektiğinden o projeyi kendisi yorumlayıp ve kendi bilgi ve beceresi doğrultusunda ortaya bir şeyler çıkarmak varken işim kısa sürsün hazır bir şeyler kullanırım olur biter tarzında bir anlayışa sahip oluyor. Bu kişiler üniversitelerin bilgisayarla ilgili bölümlerinde okuyan insanlardan oluşuyorsa ülkemizin geleceğini pek aydınlık göremiyorum.
Sorumluluk sahibi olmak bence insanların kişilikleriyle doğru orantılıdır. Eğer bir insan ne kadar çok kendine özgüven duyuyorsa alacağı sorumluluklarda o kadar fazla olabilir.Ekip olarak girişilen bir işte kişisel çıkarlarına uygun ortamlar bulunamıyorsa ekip olma ruhundan uzaklaşıyorlar.

Örnek vermek gerekirse bir öğrenci kulübü kurulacağında herkes destek veririz tarzında cevaplarla kurucu kişilere destek oluyor ancak kulüp kurulduğunda bu kişiler nedense elini taşın altına koymaktan çekiniyorlar. Nerede verilen sözler, destekler? Buradan alacağımız ders ise insanların sözlerine dayanarak değil kendi planlarımız doğrultusunda hareket etmek ve pohpohçuluk yapan kişilerden oluşmayan bir ekip kurmak kulübün temelini kuvvetlendirecektir. Tabi dediğim kişiliğe sahip bir ekip oluşturmak da bu zamanda gerçekten zor bir iştir.


Amaçları dışında faaliyet gösteren bir çok topluluğun çalışmalarına şahit oldum. Kuruluş amaçları ve vizyonları ile yaptıkları çalışmalar hiç uyuşmuyor ve yaptıkları en iyi işleri kişisel reklamlarını yapmaktan öteye gidemiyor. İçinde bulunduğumuz ortamın koşulları değerlendirildiğinde bu tip kişiler belli ölçüde ve çevrede hedeflerine ulaşmış oluyor. Peki bu amaçsız kişilerin sapkın davranışlarına kim dur diyecek ?


Her toplum hak ettiği biçimde yönetilir.


Eğer bir toplumda kişisel çıkarlar, toplumsal hedeflerin önüne geçmişse orası için aydınlık bir gelecekten söz edilemez. Ülkemizde dünyaca ünlü yazılım firmalarının şubeleri bulunuyor. Ancak bu kuruluşlar geliştirmekten çok pazarlama ile ilgileniyorlar. Bu doğrultuda aldıkları çalışanlara da yazılımcı gözüyle değil, pazarlamacı gözüyle baktıkları için gerçekten üretken olan insanların fark edilmesi güçleşiyor. Üretimin olmadığı bir yerde pazarlama ne işe yarar ? Eğer bir yerde üretim varsa elbette ki pazarlanması da gerekecektir ve bunu da işinin uzmanlarının yapması ürünün geleceğinde büyük rol oynar. Ancak hep pazarlama olarak değerlendirilip üretime destek verecek çalışmalara gereken önem gösterilmezse ve göstermek istenilen topluluklara birçok engel çıkarılırsa girişimciliğin ömrü ne kadar uzun olabilir.

Söyleyeceklerim bunlarla sınırlı değil ama biliyorum ne kadar yazsak da bu düzen değişmeyecek.Eğer benimle aynı fikirde olanların seslerini duyurmalarına bir nebzede katkıda olduysam bu mutluluk bana yeter. Adil günler dileğiyle ...


Digg It!DZone It!StumbleUponTechnoratiRedditDel.icio.usNewsVineFurlBlinkList

Özgünlüğün Yok Oluşu

29 Eki 2008 In: Köşe Yazılarım

 

http://internethaber.com/images/news/72022.jpg
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

Teknoloji alanında rekabet içinde olan web siteleri artık gerçek amaçlarını unutup ekstra metodlar ile kullanıcı kazanmayı hedefler hale geldiler.

Peki neydi bunlara özünü unutturan. Çok fazla düşünmeye gerek yok. Sihirli olduğu düşünülen ve adına Pagerank dedikleri durum ve kalite değerlendirme sistemi.  Dediğim gibi durum ve kalite kontrolü yapmayı amaçlıyor ancak dönen dolaplar kalitesizliği ortaya çıkarmaya yetmiyor.

Gerçek yazılımcılar ekstra metodlar ile kısa yoldan zengin olanlar ile aynı dünya'dan değiller.

Parası olan en güçlü

Genel olarak bakıldığın çoğu yerde geçerli bir düşünce mevcut “paran varsa en güçlüsün”. Pagerank furyası ile birlikte bu düşünce gerçekleşebiliyor. Eğer paranız çoksa,yüksek pageranka sahip sitelerden link alıyorsunuz ve sizin sitenize önemli olarak sayılan sitelerden bağlantı verildiği için arama motorları bunu “bu site kaliteli demekki baksana önemli bir siteden bağlantı verilmiş” şeklinde yorumluyor ve haliyle sizde arama sonuçlarında üst sıralarda çıkmaya başlıyorsunuz.

Bu anlayışa sahip web sitelerinin sayısı arttığında kaliteli içerik bulmak imkansızlaşıyor. O zaman bu pagerank denen sistemin doğruluğu ve geçerliliği sizce kalite kontrolünde ne kadar etkili ? Bu sorunun cevabı yine belirttiğim gibi maalesef kontrol edemiyor. Yabancı kaynaklarda yazılmış bir makale aynen alınıp Türkçeye çevriliyor ve ardından yayınlanıyor. Arama motorları bunu yine özgün içerik olarak algılıyor ve web sitesinin değeri artıyor. Peki web sitesinde o  özgün olarak nitelendirdiğimiz bilgiyi veren kişinin bilgisi ne konumda oluyor ? Webmasterım,yazılımcıyım diye ortalarda dolananların sayılarını arttırmaktan başka bir işe yaramayan pagerank sistemi artık daha fazla kar elde etmek amaçlı olarak uygulanıp webmaster olarak nitelendirdiğimiz ancak aslında alakası olmayan kişiler tarafından ekstra olarak web site tasarım proejelerine fiyat yükü olarak yansıtılıyor.

Reklam gelirlerini arttırmak için her yöne başvuran kişiler aslında kendilerini kandırmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Ben bugün ne öğrendim sorusuna sadece “Hiç” olarak cevap verebiliyorlar. Yaptıkları iş sadece zaman kaybı olarak nitelendirdiğim başka kaynaklardan alıntı olarak haberler eklemek, İngilizce yazıları Türkçeye çevirip eklemek,Türkçe yazılardaki kelimeleri değiştirip kesip biçip farklı bir şekle sokarak yayınlamaktan öte gidemiyorlar. Gün geliyor Türkiyede yazılımcı yok denildiğinde kızıyoruz.Tabi ki çok iyi yazılımcılar da mevcut ancak insanlar kendini yazılımcı sanan o kadar çok kişi ile karşılaşıyorlar ki ve yaptıkları işlerde birbirlerine benzer oldukları için yazılımcı kavramını yanlış tanır hale geliyorlar.

Scriptkiddylik yapıp oradan buradan script çalış editleyip sonrada “bak nasıl olmuş” denen kişilerin sayısıda az değil aslında kendini webmaster ve yazılımcı sananların yaptıkları ortak davranışlar belirttiklerimin tümünü kapsıyor. Kendimize sormak zorunda olduğumuz bazı sorular var. Sormak zorundayız çünkü acı gerçekleri görmek bir nebzede olsa bizi kendimize getirir.

Kaç tane özgün makale yazdık?

Alıntı çalıntı yapmadan kaç tane yazılım kodladık ?

Ona buna sormadan problemlerle uğraşıp ne kadar proje ürettik ?

Başladığımız bir işi tam olarak bitirdik mi ?

Hangi dilleri notepad kullanarak kodlayabilecek kadar biliyoruz ?

Dreamwevaer gibi editörler kullanmadan tasarım ve yazılım üretebiliyor muyuz ?

Evet bu sorulardan daha fazla üretmekte mümkün ancak bu kadar yeterli görüyorum. Artık öyle bir konuma geldik ki SELECT ifadesini SQL’de sorgulamayı bilmeyip ben Veritabanı Yöneticiyim diyenler , Response kelimesini duymayıp ben ASP yazılımcısıyım diyenler, .NET nedir hayal bile edemeden MS ürünü diye kötüdür damgası yapıştıranlar ve en önemli çok kod yazıp biz çok iyi programcıyız diye böbürlenenler o kadar çok arttı ki bilişim dünyasını kara delik gibi yutacağa benziyorlar. Çok kod yazmanın çok iyi programcı olduğunu düşünen kişiler sadece kendilerini kandırıyorlar. Mühendis az kod ile en verimli projeyi üretirken bunu küçük görenler sadece elindeki belli başlı kodları yazabildiklerini kendilerine itiraf edemiyorlar.

Özgünlük, orijinallik, kaliteli anlayışlar artık mazide kaldı sanırım. Bundan 10 yıl önce durumlar hiç böyle değildi. Özgün makalelere o kadar çok ilgi olurdu ki insanlar sürekli yeni makale yazmaya teşvik olurlardı. Ancak durum şimdi ise tam tersi. Özgün içerikten çok nasıl ıvır zıvır konular paylaşırım, insanlara zararlı uygulamaları nasıl yediririm, nasıl site çökertirim vb. arayışları içinde oldukları için gerçek anlamda bilgi ve birikimlerini insanlarla ile paylaşan gruplar yok olma noktası geliyor.

Değişim sizi bozmasın

Sözlerimde ağır kelimeler kullanmış olabilirim ama gerçekleri görmek gerekiyordu. Bunlar hafif bir dille anlatmak insanlarda etki yaratmıyor. Bir web sitesi düşünün içeriği güzel, kaliteli ve kalitesini bozmadan yoluna devam etmek istiyor. Ancak rekabet öyle büyümüş ki kullanıcıların bunu fark etmesi artık önemsiz olarak algılanabiliyor.

Zamana ayak uydurmak kendi kişiliğimizden vazgeçmek ise benden uzak dursun. Baktığımda ise kişiliklerinden vazgeçen o kadar çok insan gördüm. Sadece şuna inanıyorum her bilgiye mutlaka gereken değer günü ve zamanı geldiğinde verilecektir.Emeklerinizin hiçbiri boşa gitmeyecektir.Bu yönde benim gibi düşünenler var ise zaman onlar için iyi şeyler getirecektir.Bundan hiç şüpheniz olmasın.

Olcay KÜK

 

 

 

Digg It!DZone It!StumbleUponTechnoratiRedditDel.icio.usNewsVineFurlBlinkList

Bilişim dünyasında son durumu kelimelerle ifade etmek ne yazık ki pek mümkün görünmüyor.

Geçtiğimiz aylarda birçok farklı alanlara uzanan eller gördük ve tabi ki kullanmayı da ihmal etmedik.

Bunlardan biri Google tarafından üretilen Chrome adlı yeni tarayıcıydı.

İlk olarak bakıldığından google gibi bir firma tarafından yapılması tarayıcının arkasında ne kadar büyük bir sermaye ve güç olduğunu ön plana çıkarıyordu.

Ancak tüm bunlara rağmen hatta yazılımın mükemmeliyitine odaklanmamızı da eklersek beklenen tarayıcı doğdu gibi bir izlenim ortaya çıkmıştı.

Zaman bir kez daha yanıldığımızı ortaya koyarak tüm ön yargıları silip atan sonuçlar ortaya çıkardı.

Chrome vs Internet Explorer

Beklediğimiz tarayıcı beta olmasına rağmen barındırdığı güvenlik açıkları,tasarımsal alandaki dengesizlik gibi birçok konudan önemli olarak nitelendirdiğimiz kritelerde beklenen değerleri yakalayamadı diyebiliriz.

Tarayıcı dünyası son derece aktif kapışmaların yaşandığı durumlardayken yeni bir tarayıcının piyasaya sunulması hali hazırda kullanılan pratikliklerin kaybolmasına da sebeb olacaktı.

İlk indirilme günlerinde chrome opera'nın indirilme sayısından daha fazla indirilerek operayı geride bırakmıştı.

Ancak son zamanlarda durum değişti.Son bilgilere göre chrome 1.4 lük gerileme hızıyla düşüyor.

Chrome'un bir firefox kadar ilk aşama için gelişmesi beklenemezdi ama beta sürüm olduğunu unutanların sayısı da bir hayli fazlaydı.

Kullanıcılar tarafından bakıldığında hız,tasarım,eklenti vs. imkanlar dikkate alındığı için chrome ilk aşama için dikkat çekmesi bakımından herkes dikkatini çekerek başarılı oldu diyebiliriz.

Bu tehlikeli yarışta geride kalmamak için yapması gereken birçok işleri var diyebiliriz.

Madalyon'un diğer yüzü

Google tarayıcı piyasasına girmesinin altında şüphesiz ki rekabet halinde oldukları microsoft'un dengelerini sarsmak da istedi.

Tarayıcı alanına girerek potansiyel internet explorer kullanıcılarının bir kısmını bile kendi lehlerine çevirebilmeleri onlar için önemli sayılacaktır.

Bu aslında kendi teknolojilerinin microsoft fataniği olan kişiler tarafından da dikkatle ve önemle takip edilmesinin başlıca sebeblerinden biri olabilir

Sonuç olarak bakıldığın da chrome bu çıkışıyla microsoft'un internet explorer dengelerini değiştirmiş midir ?

Tarafsız bir gözle bakıldığında önemli ölçüde değiştirememiştir.

Fakat değiştirilebilir olma alt yapısını ve ön yargılarını delmeyi başarmıştır.

Tarayıcı dünyası önümüzdeki günlerde daha da çekişmeli hale geleceği şüphesizdir.

Bundan tek karlı çıkacak olan da biz kullanıcılarız.

Silverlight vs Flash

Son günlerde bir diğer çekişme de silverlight ve flash arasında yaşanıyor.

Aslında bu rekabeti flash tarafındakilerin çıkardığı daha doğrusu çıkarmaya çalıştıkları apaçık ortadadır.

Flash'ın uzun yıllardır sallanmayan tahtı son zamanlarda silverlight yaygınlaşmasının ardından bir nebze de olsa etkilendi.

Bu yazılım dünyasına yeni adım atmış olanlara sunacakları imkanlar doğrultusunda rekabetin geleceği etkilenecektir.

Bir amatör yazılımcı kendisine hangi yazılım dili gelecek vaadediyorsa onu tercih eder.

Silverlight'ın önemli ataklar yaptığı son zamanlarda flash'ın bu durumdan etkilenmesi şüphesiz ki beklenen bir durumdur.

Peki Adobe yani Flash şimdi ne yapacak.Adobe bünyesinde barındırdığı birçok özelliği ile yine geliştiricilerin dikkatini çekecektir.

Hatta bir süre önce çıkardığı PhotoShop CS4 ile de farklılığını ve yaratıcılığını ortaya koymuştur.

Ancak gerçeklere bakıldığında bu böyle gözükmüyor.

Eskiden boş duran meydan artık silverlight'ın gelişiyle rekabet ortamına dönüşüyor.

Artık dengeler daha kolay değişiyor.

Ve birileri bu dengeleri değiştirmek için diğer firmaların alanlarına yönelerek potansiyel kullanıcıları kendi lehlerine çevirmeye çalışıyorlar.

Bu bizleri ne kadar ilgilendiriyor dersek adobe,google,microsoft gibi firmaların kullanıcılara sundukları açık kaynak kod imkanının artmasıyla doğru orantılı olarak yükselecektir.

Uzun yıllardır açık kaynak kodlu projelere destek vermeyen microsoft son yıllarda bu görüşünü değiştirerek birçok açık kaynaklı proje yayınlamıştır.

Google ilk kurulduğundan itibaren açık kaynak kodlu projelere desteğini bir an bile bırakmamıştır

Günümüzde google ve microsoftu rakip yapan konumda ortada dönen sermayenin açık kaynak kod desteğini arkasına alarak kullanıcılar ile buluşturmasıdır.

Kim kullandığı yazılımların ücretsiz ve geliştiribilinir olmasını istemez ki.

İşte hepimiz bu düşünceye sahip olmamızdan ötürü büyük firmalar günümüz rekabetinde dengeleri değiştirmek için

her türlü yola başvurduklarını artık daha sık görüyoruz.

Ben olaylara kendi açımdan baktığım da silverlight,flash,chrome,firefox,internet explorer gibi ürünlerin bana hangisi daha iyi bir gelecek ve alt yapı imkanı sunduğuna bakıyorum.

Durum böyle olunca bazen Google bazen de Microsoft ürünlerini kullanmayı tercih ediyorum.

Sonuçta ne oluyor ben istediğimi alıyorum ve daha sağlam alt yapılara dayanarak yazılımlar üretiyorum.

Rekabet iyidir ve özellikle her yönden dengelerin değiştiği ve bir yandan da değiştirilmeye çalışıldığı şu son aylarda artık fanatiklik geçmişe gömülmüştür.

Teknoloji'nin takipçileri olarak son gelişmeleri yakından izlemeye ama gerçek hayat bakışlarıyla izlemeye devam edeceğiz.

Görüşmek dileğiyle ...

Olcay KÜK

 

Digg It!DZone It!StumbleUponTechnoratiRedditDel.icio.usNewsVineFurlBlinkList

Blog'dan

Biraz yazılım,biraz güvenlik,biraz da hayattan karalamalar ...


İletişim: ok@olcaykuk.com


KÖŞE YAZISI

Windows Live Alerts