Günümüzde son zamanlarda en çok gördüğüm ve tanık olduğum rant kavgası belki de ülkemizde ileriye dönük ve global bir alana yayılabilecek projelerin ve fikirlerin ortaya çıkmasını engelliyor.
Ülkemizde ne yazık ki her alanda olduğu gibi yazılım alanında da tekelleşmeye giden bir yol izleniyor. Hem de öyle bir tekelleşme ki birilerinin kuyruğuna bastığınızda önünüzü tıkamak için her türlü oyun oynanabiliyor. Etrafında kendinden bilgice ve çevre bakımından daha zayıf kişilerden aldığı güçlerle gelecek vadeden birçok kişinin önü kesilebiliyor.

Peki Neden ?
Bunun birçok sebebi olabilir. Acaba koltuk sevdası desek ne kadar isabet etmiş oluruz. Ego tatmini, kendinin övüleceği ve onu övebilecek kişilerden oluşan gruplarda ve topluluklarda yönetici olmak düşünemeyen sadece yönetilmeyi becerebilen insanların başına geçmek belki de onlar için vazgeçemeyecekleri bir tutkudur.
Geçmişini tanımayanın geleceği yoktur !
Bizler nasıl ki Türk olarak geçmişi ve atalarımızı tanıyorsak , onların yaptıklarını biliyorsak, değer veriyorsak aynı şeyler bilişim dünyası için nedense geçmişini tanımayan yazılımcıların olduğu bir ortama doğru sürüklendiğimizi fark ediyorum.
Son günler çok moda olan bir terim olan Lead kelimesini isminin önüne koyanlar koltuklarına sıkı sıkı sarılır hale geldiler. Halbuki onları o mevkiye yükselten insanlar olduğunu unuttular ve mevkinin verdiği sorumluluklar ile insanlar ile aralarına mesafe koymak zorunda kaldıklarını hissettiler.Her alanda görüldüğü gibi her çıkışın bir inişi olacaktır acaba o gün geldiğinde koltuklarıyla birlikte diplere doğru yol alırken yanlarında kimler olacak .
Global bir kuramlıdır bilmiyorum ancak ülkemizde son yıllarda en çok görülen bir hastalıktır yalakalık. Bireysel olarak hiçbir artı yönleri olmayan kişilerin belirli bir mevkiye gelebilmek için üst mevkide kişilere karşı göstermiş oldukları yakınlık sempatizyanı davranışlarının sonuçta vardığı nokta olarak görebiliyoruz. Hangi platform olursa olsun eğitim derecesi ve bulunduğu bölüm önemli olan sayılabilecek bir konumda olsa bile kişisel gelişim yönünden zayıf kalmış kişilerin başvurduğu bir yöntem olarak da adlandırabiliriz. Gerçekten hak edenlerin hak ettiklerini noktalara erişmesinde bu tip kişilerin gölgesinde kalmaları acaba ne kadar adaletli oluyor ? Farklı platformlarda görüyoruz ki daha sonra bu tip kişiler kendi durumlarının farkında olmamaları ya da işlerine öyle geliyor olacak ki adaletin temsilcisi rolünü üstleniyor. Sadece gülüyorum . 

Özgün olmak, kendi emekleriyle bir şeyler yapmaya çalışmak , başarmak ya da başaramamak ama elinden geleni yapmak gibi benim için çok önem taşıyan değerlerin kendi çıkarlarını herkesin ve her şeyin üzerinde tutan kişilerin ağzında kirlenmesini istemiyorum.
Üniversite hayatı boyunca hiçbir proje geliştirmemiş sadece bulunduğu ortamın eğlence koşullarını iyi değerlendirmiş kişilerin hayatın gerçekleri karşısındaki çabalamalarını izliyorum ve nedense içimden yardım etmek gelmiyor.Çünkü öyle insanlar görüyorum ki gerçekten emek veriyor,çabalıyor , hayatın bir ucundan tutmaya çalışıyor ama ne yazık ki bulunduğu ortam,okuduğu okul veya diğerleri kadar pohpohlayıcı bir zihniyete sahip olmamasından dolayı istediklerini elde edemiyor.
Gerçek kaybeden kim ?
Eğitimi bittikten sonra iş hayatına atılacak bir öğrenci olarak nitelendirirsek iki ayrı insan tipinden sizce hangisi gerçekten hak ettiklerine ulaşır? Bu sorunun cevabını bende bilmiyorum. Ancak şundan eminim ki rüzgar hangi yönden eserse essin gerçekten bilgiye sahip olanlar hiçbir zaman savrulmayacaklardır. Bu dünya döndükçe onlar her zaman ayakta kalmayı başaracaklardır. Çünkü bu yalakaların ve kendini kahraman gören sahte kahramanların kurdukları bir düzen değil, hayatın gerçekleridir.
Zayıf insanları yönetmek kolaydır. Çünkü yenilgiyi baştan kabul etmişlerdir ve herhangi bir çaba göstermiyorlardır bu da onları gün geçtikçe zayıf kılıyordur. Peki ya bir fiskede savrulup gideceğini düşündüğü insanlar onların şimdiki konumunu daha henüz öğrenciyken elde etmişlerse ne olacak? O zaman yapılacak iş bellidir, ne pahasına olursa olsun bu kişilerin önü kesilecektir.
Hiç kimsenin gücü başarmayı arzulayan ve bu doğrultuda çalışan insanların yolunu değiştirmeye yetmez. Yolundan sapmalara zorlayabilirler ama yönünü iyi biliyorsa onların tüm çabalarını boşa çıkaracaktır.
Aslında olayları farklı açılardan bakacak olursak, temel eğitim öğretim seviyesinden itibaren girişimcilik ve kişilik sahibi olmak adına herhangi bir özverili çalışma yapılmamasından dolayı insanlar kendilerini yanlış yetiştirebiliyor ve hazırcı bir yapıya bürünebiliyorlar. Örnek verecek olursak bir proje yapılması gerektiğinden o projeyi kendisi yorumlayıp ve kendi bilgi ve beceresi doğrultusunda ortaya bir şeyler çıkarmak varken işim kısa sürsün hazır bir şeyler kullanırım olur biter tarzında bir anlayışa sahip oluyor. Bu kişiler üniversitelerin bilgisayarla ilgili bölümlerinde okuyan insanlardan oluşuyorsa ülkemizin geleceğini pek aydınlık göremiyorum.
Sorumluluk sahibi olmak bence insanların kişilikleriyle doğru orantılıdır. Eğer bir insan ne kadar çok kendine özgüven duyuyorsa alacağı sorumluluklarda o kadar fazla olabilir.Ekip olarak girişilen bir işte kişisel çıkarlarına uygun ortamlar bulunamıyorsa ekip olma ruhundan uzaklaşıyorlar.
Örnek vermek gerekirse bir öğrenci kulübü kurulacağında herkes destek veririz tarzında cevaplarla kurucu kişilere destek oluyor ancak kulüp kurulduğunda bu kişiler nedense elini taşın altına koymaktan çekiniyorlar. Nerede verilen sözler, destekler? Buradan alacağımız ders ise insanların sözlerine dayanarak değil kendi planlarımız doğrultusunda hareket etmek ve pohpohçuluk yapan kişilerden oluşmayan bir ekip kurmak kulübün temelini kuvvetlendirecektir. Tabi dediğim kişiliğe sahip bir ekip oluşturmak da bu zamanda gerçekten zor bir iştir.
Amaçları dışında faaliyet gösteren bir çok topluluğun çalışmalarına şahit oldum. Kuruluş amaçları ve vizyonları ile yaptıkları çalışmalar hiç uyuşmuyor ve yaptıkları en iyi işleri kişisel reklamlarını yapmaktan öteye gidemiyor. İçinde bulunduğumuz ortamın koşulları değerlendirildiğinde bu tip kişiler belli ölçüde ve çevrede hedeflerine ulaşmış oluyor. Peki bu amaçsız kişilerin sapkın davranışlarına kim dur diyecek ?

Her toplum hak ettiği biçimde yönetilir.
Eğer bir toplumda kişisel çıkarlar, toplumsal hedeflerin önüne geçmişse orası için aydınlık bir gelecekten söz edilemez. Ülkemizde dünyaca ünlü yazılım firmalarının şubeleri bulunuyor. Ancak bu kuruluşlar geliştirmekten çok pazarlama ile ilgileniyorlar. Bu doğrultuda aldıkları çalışanlara da yazılımcı gözüyle değil, pazarlamacı gözüyle baktıkları için gerçekten üretken olan insanların fark edilmesi güçleşiyor. Üretimin olmadığı bir yerde pazarlama ne işe yarar ? Eğer bir yerde üretim varsa elbette ki pazarlanması da gerekecektir ve bunu da işinin uzmanlarının yapması ürünün geleceğinde büyük rol oynar. Ancak hep pazarlama olarak değerlendirilip üretime destek verecek çalışmalara gereken önem gösterilmezse ve göstermek istenilen topluluklara birçok engel çıkarılırsa girişimciliğin ömrü ne kadar uzun olabilir.
Söyleyeceklerim bunlarla sınırlı değil ama biliyorum ne kadar yazsak da bu düzen değişmeyecek.Eğer benimle aynı fikirde olanların seslerini duyurmalarına bir nebzede katkıda olduysam bu mutluluk bana yeter. Adil günler dileğiyle ...